Konya Bilim Merkezi İlimge

Sosyal Psikolojinin Karanlık Tarafı: Stanford Hapishane Deneyi

 Umutcan Uzuntaş
 4 dk  300

Neden itaat ederiz? Bize verilen iş uğruna neyi göze alabilir, ne kadar ileri gidebiliriz? Toplumsal rollerimize ne ölçüde bağlıyız? Bu gibi sorulara cevap arayan Philip Zimbardo adında bir sosyal psikolog, 1971 yılında Stanford Üniversitesi'nde bir deney yapma kararı aldı. Deney, o dönemdeki hapishane tartışmalarının bir sonucu olarak şekil aldı. Buna göre, mahkum kişiler ve özellikle gardiyanlar gerçekten kötüler miydi yoksa kötü olmalarını gerektirecek bir durumda mıydılar? Deneyin genel şeklini ve simülasyon fikrini veren düşünce bu oldu.

Böylece Stanford Üniversitesi’nin Psikoloji Bölümü bodrum katında oldukça gerçekçi bir hapishane modeli oluşturuldu. Deney için gazeteye ilan verildi; her denek günlük 15 dolar para alacaktı ki o günler için hatırı sayılır bir tutar olduğunu belirtmek gerek. Onlarca başvuru yapıldı ve başvuran kişiler yoğun incelemelerden geçilerek 24 sıradan denebilecek, anti-sosyal tavırlar sergilemeyen, psikolojik sorunları ve sadist düşünceleri olmayan erkek üniversite öğrencisi seçildi. Rastgele ve deneklerden habersiz, gardiyanlar ve mahkumlar olarak iki gruba ayrıldılar. Zimbardo ise hapishane müdürü olarak rol aldı ki bu yönüyle gardiyan rolündeki deneklere yakın bir görünüm çizmiş olabileceği düşünülerek eleştirilmiştir. Gardiyanlar gerçeğe yakın olacak şekilde giydirildiler, tahta sopaları dahi vardı, ayrıca mahkumlarla göz teması kurmamaları için kendilerine yansıtıcı güneş gözlükleri verildi. Mahkumlarsa tüm süreci birebir yaşamaları için anlaşmalı polislerle birlikte hareket edilerek beklemedikleri bir anda tutuklandılar. Suçlama, sorgu, tutanak gibi bütün aşamaları geçtiler. Ardından numaraları işlenmiş olan hapishane giysilerini giydikten ve bilekleri zincirlendikten sonra üçer kişilik dar hücrelere kapatıldılar, böylece ilk gün başlamış oldu.


Başta her şey yolunda gibiydi ancak daha ikinci günden sorunlar çıkmaya başladı. Bazı mahkumlar şartları ağır bulmuş olacaklar ki emirleri dinlememeye başladılar ve gitmek istediklerini belirttiler ancak karşılarında gardiyanların sert tutumlarını buldular. Bu tutumlar günden güne ağırlaşarak devam etti, gündelik yaşantılarında mahkum rolündeki deneklerle aynı sosyal statüde olan bu “gardiyanlar” diğerlerine göre role daha hızlı uyum sağlamış gibilerdi. Mahkum deneklerse bu durum karşısında şaşkınlık içinde kalmış, boyun eğme ve itaat eğilimi göstererek rolü zorla kabullenmiş gibilerdi. Bu genellemenin dışında kalanlar ise gardiyanlar tarafından çeşitli şekillerde cezalandırılıyorlardı. Örneğin isyana kalkışan mahkumlara yemek vermeme, yatak ve çarşaf gibi eşyalarını alarak onları demir yataklarda yatmaya zorlama gibi cezalar veriliyordu. Bu çok ilginçti çünkü gardiyan rolündeki kişiler bir ön eğitim almamışlardı, ne yapacakları yönünde direkt emir almıyorlardı, bunları yapmak zorunda değillerdi. Üstelik bir noktada gardiyanlar kendilerine verilmiş olan yönergelerin dışına çıkmışlardı. Zimbardo, hapishane müdürü olarak, psikolojik baskı yapabileceklerini, mahkumlara kendilerini çaresiz ve bireyselliklerini kaybetmiş hissettirebileceklerini ancak asla fiziksel şiddete başvuramayacaklarını belirtmişti. Bu onların içinde olan bir eğilim miydi yoksa durum mu onları buna itmişti, neden bu kadar ileri gidiyorlardı?

Bunun cevabı deneklerin sorumluluk algısında yatıyordu; hiçbir gardiyan yaptıklarından dolayı kendini sorumlu görmemişti. Onlara göre sadece “işlerini” yapıyorlardı, normalde işleri bu bile değildi, her biri birer öğrenciydi ancak onlara verilen bu rol bakış açılarını etkilemişti. Büyük olasılıkla mahkum rolündekiler gardiyan olsaydı bu durum değişmeyecekti. Ayrıca birkaç gardiyanın bir tutum başlatmış olması yeterliydi, sonrasında diğer gardiyanlar bunu grup standardı olarak algılayacak ve takip edecekti. Hatta buna uymayan gardiyanlar dışlanmayla karşı karşıya kalacaktı ki bu durum onları boyun eğmeye itecekti.

Stanley Milgram, Solomon Asch ve Muzaffer Sherif gibi diğer sosyal psikologlar da çeşitli deneyler yapmış ve kişilerin eğilimi ile içlerinde bulundukları durumun onları ne denli etkilediği çatışmasına cevap aramışlardır. Stanford Hapishane Deneyi’ni bu kadar dikkat çekici kılansa deneyin ilerleyen süreçleri ve üzerine çıkan tartışmalardır.

Deney, 14 gün sürmesi planlanmışken 6. günde zorunlu olarak sonlandırıldı. Çünkü deneklerden biri ussal bozukluk ve ağır depresyon belirtileri göstermişti. Bu sebeple deneyden çıkarılması kaçınılmaz hale gelmişti. Bazı gardiyanlar sadist tavırlar sergilemeye başlamışlardı ve deneyin rol yapmaktan öte bir duruma geldiğini gösteren psikolojik ve psiko-sosyal şartlar ortaya çıkmıştı.

Zimbardo’nun bile psikolojik olarak etkilendiğini belirttiği bu deney birçok yönüyle eleştirilmiş ve tartışılmıştır. Ne yazık ki amacının ötesine gitmiş, kişilerin ne boyutta ileri gidebileceği noktasında karamsar çıkarımlara yer vermiştir. Sosyal psikoloji alanında büyük ses getirerek tarihe geçmiş ve birçok yapıma ilham kaynağı olmuştur. Her geçen gün ortaya çıkan yeni detaylarla, çalışmalarla ve tartışmalarla daha uzun yıllar konuşulacağı öngörülmektedir.

#Stanford Hapishane Deneyi #Philip Zimbardo #Stanford Üniversitesi
1
1
0
Kaynakça

Haney, Craig, et al. Interpersonal Dynamics In A Simulated Prison. International Journal of Criminology and Penology, 1973, sf: 69-97.

Houghton, P. David. Part I: the Situation, Political Psychology: Situations, Individuals and Cases. New York: Routledge, 2009.

Özsoy, Emrah & Tınmaz, Gülay ve Terzi Çoban, Duygu & Ardıç, Kadir. “Stanley Milgram’ın Otoriteye İtaat Deneyleri, Solomon Asch’in Çizgi Deneyleri, Muzaffer Şerif Otokinetik Etki Deneyi” ve “Zimbardo’nun Stanford Hapishane Deneyi Minard’ın Pocahontas Kömür Madeni Araştırması”, Deney ve Gözlem Temelli Psikolojik Çalışmaların Örgütsel Davranışa Katkıları, ed. Osman Uslu. Ankara: Nobel Yayın, 2021, sf: 73-95 ve 159-177.


BENZER MAKALE
Matematik Öğrenme Güçlüğü: Diskalkuli

Matematik Öğrenme Güçlüğü: Diskalkuli

Matematiğin sevilmeme nedenleri arasında yer alan öğretmen, okul ve çevre gibi faktörlerin yanında başka...

Beş Faktörlü Kişilik Modeli

Beş Faktörlü Kişilik Modeli

Kişilik, toplumda bireyleri birbirinden ayıran ve faklı kılan özellikler bütünüdür. Kişilerde ve...

Gestalt Teorisi ve İlkeleri

Gestalt Teorisi ve İlkeleri

Gestalt teorisine göre; bütün, parçaların toplamından farklı bir anlam ifade eder ve birey, bütünü...

Müziği Neden Seviyoruz?

Müziği Neden Seviyoruz?

Müziği seviyoruz çünkü bizi iyi hissettiriyor. Peki, neden kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyor? 2001...

Kompulsif Biriktirme Hastalığı: Dispozofobi

Kompulsif Biriktirme Hastalığı: Dispozofobi

Daha önce ‘belki ileride işe yarar’ düşüncesi ile eşyalarınızı atamadığınız oldu mu? Başkalarının...

Somatik Bellek

Somatik Bellek

Somatik bellek, vücudun motor hareketlerini ve fiziksel deneyimlerini hatırlama yeteneğidir.

Renkleri Tatmanın, Sayıları Duymanın Yolu: Sinestezi

Renkleri Tatmanın, Sayıları Duymanın Yolu: Sinestezi

Synesthesia” kelime kökleri itibariyle Yunanca syn (birlikte) ve aesthe-sis (algılamak) olan iki kelimenin birleşiminden...

Bir İkna ve Retorik Sanatı: Kırmızı Sazan Safsatası

Bir İkna ve Retorik Sanatı: Kırmızı Sazan Safsatası

Retorik, iletişim yoluyla ikna etme sanatlarından bir tanesidir. Motive etmek veya bilgilendirmek için insanların...

Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi

Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi

Psikolog Abraham Maslow, 20. yüzyılın en tesirli psikologlarından biri olarak kabul edilmiş ve 1943 yılında yayımladığı...

Bilinçli Rüya Görmek

Bilinçli Rüya Görmek

Lusid rüya, kişinin rüya gördüğünün farkında olduğu ve rüyayı yönetebildiği rüya...

ANASAYFA
RASTGELE
KATEGORİLER
POPÜLER
EN YENİLER