Konya Bilim Merkezi İlimge

İslam'a Uzanan Bir Hayat Hikayesi: Muhammed Esed

 Rümeysa Taşan
 6 dk  131

Doğum adı Leopold Weiss olan Muhammed Esed, 12 Temmuz 1900 - 20 Şubat 1992 tarihleri arasında yaşamış, Yahudi asıllı Avusturya-Macaristan vatandaşı gazeteci, gezgin, yazar, dilbilimci, düşünür, siyaset teorisyeni, diplomat ve İslam âlimiydi. Esed, 20. yüzyılın en etkili Avrupalı Müslümanlarından biriydi.

20. yüzyılın başında, bir Yahudi haham soyundan dünyaya gelen Muhammed Esed çocukluğunu zengin ailesiyle birlikte modern Avrupa şehirlerinde ve kırsal evlerinde rahat bir şekilde geçirdi. Babası sıkı bir Ortodoks Yahudi hahamıydı. Ancak kendisi, yüzyılın başında Avrupa'daki erkek bireylerin büyük bir kısmıyla uyumlu olarak dindarlıktan uzak bir kişilikti. Leopold’un babası onun fen bilimleri okumasını istiyordu ancak kendi tabiriyle ‘Matematik ve doğa bilimleri özellikle sıkıcıydı.’ Bunun yerine Leopold, edebiyat ve tarih okumayı seçti. Ailesinin geleneğine uygun olarak özel öğretmenlerinin öğretileri aracılığıyla ‘İbrani dini bilgisinde kapsamlı bir temel’ elde etti.

Leopold 14 yaşında evden kaçtı ve Birinci Dünya Savaşı'nda savaşmak üzere Avusturya ordusuna katıldı. 1922'ye gelindiğinde Avrupa'nın en seçkin gazetelerinden biri olan Frankfurter Zeitung'un Yakın ve Uzak Doğu'daki dış muhabiri oldu. Gazetecilik kariyeri onu Filistin, Mısır, Suriye, Irak, İran, Ürdün, Suudi Arabistan ve Afganistan'a götürdü. Gittiği yerler ona dünya meseleleri, özellikle de Yahudiler ve Araplarla ilgili konularda farklı bakış açıları kazandırdı. Kudüs'te amcasının yanında kalırken Siyonist Eylem Komitesi ile temasa geçti ve amcasının Arapları küçümsemesi nedeniyle geri çekildi. Esed, Mekke Yolunda isimli kitabında şöyle diyor: “Ben de Yahudi kökenli olmama rağmen, başlangıçtan itibaren buna güçlü bir itirazda bulundum. Siyonizm... Büyük bir yabancı güç tarafından desteklenen göçmenlerin, Filistin'de çoğunluk elde etme niyetiyle yurt dışından gelmelerini ve böylece ülkelerinde yaşayan insanları mülksüzleştirmelerini ahlaka aykırı buldum. Bu tavrım o aylarda temasa geçtiğim neredeyse tüm Yahudilerin anlayışlarının ötesindeydi. Araplarda ne gördüğümü anlayamadılar. Arapların ne düşündüğüyle zerre kadar ilgilenmiyorlardı; neredeyse hiçbiri Arapça öğrenme zahmetine girmedi ve herkes Filistin'in Yahudilerin haklı mirası olduğu görüşünü sorgusuz sualsiz kabul etti.”


Müslüman dünyasını yoğun bir şekilde gezen Esed'in İslam'a olan ilgisi derinleşti. 1926'da İslam dinine girdi ve kendisi için çok sevdiği peygamberinin isminin yanı sıra ‘aslan’ anlamına gelen Leo'nun Arapçası olan “Esed”i seçti. Müslüman olduktan sonra Müslümanların içinde bulduğu çürümeyi eleştirel bir gözle incelemeye başladı. Arabistan kabile savaşında batağa saplanmıştı; yabancı güçler Müslüman kuklalarının yardımıyla Müslüman topraklarını fethediyordu. Müslümanların çoğu Batı'yı körü körüne taklit ediyor, entelektüel durgunluk içinde debelenerek kendini beğenmişliğin alçak seviyelerine saplanmış durumdalardı. Müslümanların kendilerini nasıl yenileyebileceklerini anlamak için Esed karakteristik bir yaklaşım benimsedi ve kendini İslam'ın kaynağı olan Kuran'ı anlamaya verdi. Yoğun bir klasik Arapça çalışmasına başlarken aynı zamanda Kuran'ın vahyedildiği Hz. Muhammed'in zamanından bu yana konuşmaları ve dilsel ilişkileri esasen değişmemiş olan Orta ve Doğu Arabistan bedevileri arasında yaşamaya başladı. Bu, herhangi bir Batılı tarafından bilinmeyen Kur'an dilinin semantiği hakkında ona fikir vermiş ve daha sonra Kur'an'ı “The Message of the Qur'an” yani Kur’an’ın Mesajı adıyla İngilizceye çevirmesini sağlamıştır. Tefsiriyle birlikte bu kitap, kutsal kitabın anlamını ve ruhunu Arap olmayan okuyuculara aktarmada benzeri olmayan bir eserdir.

Kur'an üzerine yaptığı çalışmada Esed, İslam'ın “Eyleme evet, pasifliğe hayır; hayata evet, çileciliğe hayır!” düşüncesini kendine düstur edinmiştir. Kuran'ın sayfalarında beden ve ruh, inanç ve akıl arasında ayrım yapmayan ancak manevi ihtiyaç ve sosyal talebin uyumlu bir etkileşimiyle oluşan yoğun bir Tanrı bilinci buldu. “Müslümanların gerilemesinin İslam'daki herhangi bir eksiklikten değil, daha ziyade İslam'a uygun yaşamadaki kendi başarısızlıklarından kaynaklandığı açıktı. İslam'ı yücelten Müslümanlar değildi, İslam'ı yücelten İslam'dı. Ancak inançları alışkanlık haline gelip, bilinçli olarak takip edilmesi gereken bir yaşam programı olmaktan çıktığı anda medeniyetlerinin temelini oluşturan yaratıcı dürtü zayıfladı ve yavaş yavaş yerini tembelliğe, kısırlığa ve kültürel çürümeye bıraktı.”

Bu düşüncelerinden sonra Müslümanların Rönesans’ı, Esed’in hayattaki hedefi haline geldi. Çok uzaklara seyahat etti. Krallarla, liderlerle ve sıradan insanlarla “Libya Çölü ile Pamirler, Boğaziçi ile Umman Denizi arasında” görüşmeler yaptı ve fikirlerini kâğıda dökmeye başladı. İlk baskısı 1934 yılında yapılan “Yol Ayrımında İslam” Müslümanların gerilemesine dair analizi ve Batı teknolojisinin saldırısı altında özgüven eksikliği çeken İslam dünyasına özgüven aşılamaya yönelik cesur reçetesiyle günümüz okuyucusunu hâlâ şaşırtmaktadır. Ancak Avrupa'nın ufkunda kara bulutlar toplanmaya başlamıştı. Esed, anne ve babasının bir Nazi toplama kampında öldüğünü ancak 1940'ların sonunda öğrendi. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Esed Hindistan’daydı ve burada ayrı bir Pakistan fikrinin manevi babası olan Muhammed İkbal ile arkadaş oldu. İkbal, Esed’i Doğu Türkistan, Çin ve Endonezya'ya seyahat etme planlarından vazgeçirmeye ve “gelecekteki İslam devletinin entelektüel öncüllerinin aydınlatılmasına yardımcı olmaya” ikna etti. Esed savaşın sonunda Hindistan'da 5 yıl gözetim altında tutuldu. Pakistan 1947'de kurulduğunda, Esed Yakın Doğu İşlerinden sorumlu devlet müsteşarı olarak atandı ve 1952’de Birleşmiş Milletler’de daimi temsilci oldu. Aynı yıl evlendiği Bostonlu eşi Pola Hamida ile burada tanıştı. Hayatının ilk yarısını, 1926’da Müslüman oluşunu ve kendi ifadesiyle “1932 yazının sonlarındaki o uzak günlerde anlamaya başladığım şekliyle kalbimin eve dönüşünü” de kapsayan “Mekke'ye Giden Yol” (1954) isimli eşsiz kitabını burada yazmaya başladı.

New York'ta iki yıl geçirdikten sonra Esed, 1955’te Pakistan’a döndü. Devlet Başkanı Eyyub Han’ın kalması yönündeki talebine rağmen 1959’da siyasî karışıklıklar yüzünden Pakistan’dan ayrılarak ömrünün kalan kısmını İsviçre, Fas, Portekiz ve İspanya’da ilmî çalışmalarla geçirdi. Kur’an’ın Mesajı 1980'de yayımlandı. Esed, çeviriyi ve tefsiri tamamlamak için iki yıl ayırmayı düşünüyordu ama eserin yazımı tam 17 yıl sürdü. Yazdığı kitabı “düşünen insanlara” ithaf etti.

1983’te Esed ve eşi Portekiz’e, daha sonra da İspanya’daki Mijas’a taşındı. 20 Şubat 1992’de Granada’da vefat etti ve Granada’daki bir Müslüman mezarlığına gömüldü. 2008 yılında, Viyana’daki BM Ofisi'nin giriş meydanına, onun “dini köprü kurucusu” olarak yaptığı çalışmaların anısına ‘Muhammed Asad Platz’ adı verildi. Esed, biyografi yazarları tarafından “Avrupa'nın İslam'a armağanı” ve “İslam ile Batı arasında bir arabulucu” olarak tanımlanmaktadır.

#Muhammed Esed #Pakistan #Mekke'ye Giden Yol
0
0
0
Kaynakça

Esed, Muhammed, “Mekke’ye Giden Yol”, çev. Cahit Koytak, İnsan Yayınları, 2019.

OnePath Network, “In Seeking the Truth, Muhammad Asad Went from Judiasim in Europe to Islam in Arabia. This Is His Story”, 30 Temmuz 2020, Erişim 20 Ocak 2024. https://onepathnetwork.com/the-remarkable-story-of-muhammad-asad/

TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Esed (Leopold Weıss)”, Erişim 20 Ocak 2024, https://islamansiklopedisi.org.tr/muhammed-esed-leopold-weiss

Wrmea, “Issues in Islam: Muhammad Asad Visionary Islamic Scholar”, 16 Aralık 2009, Erişim 20 Ocak 2024, https://www.wrmea.org/1995-september/issues-in-islam-muhammad-asad-visionary-islamic-scholar.html 


BENZER MAKALE
İngiltere Tarihindeki Kanlı Kraliçe

İngiltere Tarihindeki Kanlı Kraliçe

İngiltere tarihinde Protestan reformuna karşı çıkarak, Katolik inancını savunan Kraliçe Mary'nin Protestan...

Modern Üniversitenin Kurucusu: Wilhelm von Humboldt

Modern Üniversitenin Kurucusu: Wilhelm von Humboldt

Wilhelm von Humboldt, Prusyalı bir devlet adamıdır. Bakanlık ve diplomatlık yanında filozof, dilbilimci ve eğitimcidir....

Ortaçağ Yahudi Alimi: Saadia Gaon

Ortaçağ Yahudi Alimi: Saadia Gaon

Asıl adı Saadia ben Yosef olan Saadia Gaon Müslümanlar arasında Said el-Feyyumi olarak tanınmaktadır. Babilonya’da...

Osmanlı Mimarisine Yön Veren İsim: Mimar Sinan

Osmanlı Mimarisine Yön Veren İsim: Mimar Sinan

Osmanlı’nın en gözde mimarı olan Sinan, Kayseri’nin Ağırnas köyünde dünyaya gelmiştir. Yavuz...

Said Halim Paşa’nın Hayatı ve Düşünceleri

Said Halim Paşa’nın Hayatı ve Düşünceleri

Said Halim Paşa, döneminin İslam çizgisindeki aydınlarındandır. Çağdaşlarının aksine İsviçre’de...

Bir İslam Sanatçısı: Sıdıka Cuma

Bir İslam Sanatçısı: Sıdıka Cuma

Sıdıka Cuma, eleştirmenlerce beğenilen, birçok ödüle sahip çağdaş İslam sanatçısı, grafik...

Peygamber Efendimizin Şairi: Hassan Bin Sabit

Peygamber Efendimizin Şairi: Hassan Bin Sabit

Hz. Peygamber’i, ashabını ve İslâm dinini, müşriklerin hicivlerine karşı şiirleriyle savunduğu için...

Ölümcül İsyan: An Lushan Ayaklanması

Ölümcül İsyan: An Lushan Ayaklanması

755-769 yılları arasında Çin’de süren An Lushan ayaklanması sonucu 36 milyon insan hayatını kaybetmiştir....

Meşhur Astronomi Alimleri: Mecrîtî ve Zerkali

Meşhur Astronomi Alimleri: Mecrîtî ve Zerkali

Astronomi insanlık tarihi kadar eski bir bilimdir. Gökyüzü her zaman insanlar için bir merak konusu...

Hüccetülislâm: İmam Gazzali mi? İmam Gazali mi?

Hüccetülislâm: İmam Gazzali mi? İmam Gazali mi?

“Hüccetülislâm” ve “Zeynüddin” isimlendirmeleri ise İmam Gazzali’nin...

ANASAYFA
RASTGELE
KATEGORİLER
POPÜLER
EN YENİLER