Konya Bilim Merkezi İlimge

Fildişi Ticaretinin Tarihi

 Meryem Sena Yılmaz
 11 dk  111

Fildişi, eşsiz nitelikleri nedeniyle eski çağlardan beri değerli bir malzeme olmuştur. Avrupa'nın Gravettian kültürüne ait insanlar, geç Pleistosen döneminde mamut fildişini bilezik yapmak için kullanırken, Magdalenian kültürüne ait olanlar onu heykelciklere dönüştürdü. Daha tarih öncesi zamanlarda, yerli halklar fildişini basit oymalar veya mücevherler şeklinde kullanmışlardır. Bu fildişinin ne kadarının dişleri için kasıtlı olarak öldürülen hayvanlardan ne kadarının doğal olarak ölen hayvanlardan geldiğini tahmin etmek zordur. Mısırlı III. Thutmose'nin M.Ö. 1464 civarında Suriye'de dişleri için yüz yirmi fil avladığı bilinmektedir. Fildişi her zaman lüks ve zenginliğin sembolü olarak görülmüştür. Tutankamon'un Mısır'ındaki süslü fildişi sandıklar ya da Kral Süleyman'ın yaptığı büyük fildişi taht, muhtemelen yalnızca bu lüks talebin değil, aynı zamanda bu maddenin eski ticaretinin de iyi örnekleridir.

Yüzyıllar boyunca, sömürülen fil popülasyonlarının azalması, tüketen toplumların veya ulusların ekonomik refah ve koruma anlayışının güçlenip zayıflamasına bağlı olarak fildişi talebi ve fildişi ticareti çeşitli değişimlere sahne olmuştur. Fildişi sanatına ilişkin ayrıntılı belgeler mevcut olmasına rağmen fildişi ticaretinin kapsamlı bir tarihi henüz yazılmamıştır.


Fildişi Mısır tarihinde bilinmektedir. M.Ö. 15. ve 16. yüzyıllardaki Mısır firavunları, Fırat Nehri boyunca muhtemelen Asyalı olan filleri avladılar. Mısır ayrıca fildişini Yukarı Nil sınırındaki topraklardan da temin ediyordu. Mısır'ın M.Ö. 700'de Somali'den 700 diş ithal ettiğine dair bir kayıt bulunmaktadır. Antik Yunan ve Roma'da dişlerin ve fildişi eşyaların kullanımı da sanatla ilgili birçok eserde ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Roma İmparatorluğu'nun yükselişi ve fildişine olan talebi, Kuzey Afrika'daki stokları tüketmiş gibi görünmektedir. Bu nedenle Pliny M.S. 77'de şöyle yazmıştır: "Dünyanın geri kalanı lükse yenik düştüğünden, artık Hindistan dışında fildişi elde edilemiyor." 

Hint yarımadasında, M.Ö. 3. binyıldaki Harappan kültüründen fildişi eşyaları bilinmektedir. Tarihçi Warmington'a göre Hindistan, M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren Etiyopya'dan fildişi ithal ediyordu. Bu fildişinin ne kadarının daha doğuya taşındığı veya ham veya işlenmiş fildişi olarak Batı'ya geri gönderildiği belli değildir. Aynı zamanda Hint fillerinin fildişi de Batı'ya ihraç edilmektedir.

Çin'de bilinen en eski fildişi oymalar, M.Ö. 1783-1123'teki Shang-Yin dönemine aittir. Bununla birlikte M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren Çin, fildişi ihtiyacının çoğunu Asya'nın diğer bölgelerinden karşılamıştır. Böylece, hem eski Hindistan hem de Çin, başlangıçta kendi kaynaklarından ve daha sonra Afrika'dan ithalat yoluyla fildişinden yoğun bir şekilde yararlanmıştır.

Hıristiyanlık döneminin ilk yüzyıllarında, Batı'da fildişi kullanımında daha önceki dönemlere kıyasla göreceli bir durgunluk görülmektedir. Bu, başta Roma olmak üzere şatafatlı imparatorlukların ve onların kaynağı olan fil popülasyonlarının azalmasının bir yansımasıdır. M.S. yedinci ve sekizinci yüzyıllardaki İslami yayılma, Arap tüccarları Avrupa'ya fildişi göndermeye teşvik etmiş olsa da bu esas olarak dini amaçlarla kullanıldığı için oldukça sınırlı bir ticaret olmuştur.

Fildişinin aşırı bir şekilde tüketimi sömürgecilikle başlamıştır. Portekizliler on beşinci yüzyılın ikinci yarısında Batı Afrika kıyılarını keşfetmeye başladı. Yerlilerden eve götürmek üzere alınan ürünlerden biri de fildişiydi. On altıncı yüzyılda İngilizler de Gine'den büyük miktarlarda fildişi satın almaya başladı. Clive Spinage, M.S. 1500-1700 yılları arasında her yıl ortalama 100-120 ton fildişinin Afrika'dan ayrılmış olabileceğini tahmin etmektedir. Şunu da belirtmek gerekir ki, bu dönemin ikinci yarısında Hindistan tek başına yılda 272 ton fildişi ithal etmiştir.

On yedinci yüzyılda fildişi sömürüsü Afrika'nın geniş bir bölgesinde yoğunlaştı. On yedinci yüzyıl, Avrupalı güçlerin sömürgeci genişleme dönemiydi. Afrika ve Güney Asya'nın keşfine, gelişmekte olan sanayi uluslarını besleyecek kaynaklara duyulan açgözlülük eşlik etti. Fildişi, bıçak sapları, taraklar, oyuncaklar, piyano tuşları, bilardo topları, mobilyalar veya sanat eserleri için çok aranan bir üründü. Yerli avcı kabileler başlangıçta Avrupalıların fildişi ihtiyacını karşıladılar, daha sonra yerini beyaz avcılar ve organize katliamlar aldı. Sömürgeciler tarafından yapılan büyük avlanma, ganimet boyutunda fildişi sağladı ve ritüelleştirilmiş öldürmenin çağdaş bir versiyonu olarak yorumlanan kültürel bir fenomen olan beyaz altın arayışının romantizmine katkıda bulundu. Avcılık yalnızca büyük hayvanları dişleri için vurmakla sınırlı değildi. Görünüşte mahsullerin yağmalanmasını kontrol altına almak için fillerin daha yoğun bir şekilde katledilmesine kadar uzanıyordu. Böylece av aynı zamanda hayatları ve geçim kaynakları için tehlikeli olan hayvanları kontrol ederek yerli halkın yatıştırılmasına da hizmet etti. Fildişi ticareti aynı zamanda Afrika'daki meşhur köle ticaretiyle de ayrılmaz bir şekilde bağlantılıydı.


Başlangıçta Portekizlilerin himaye ettiği Batı Afrika fildişi ticareti, on yedinci yüzyılın ortalarına kadar gelişti, ancak 19. yüzyılın ortalarında tamamen çöktü. Bu arada İngilizler ve Hollandalılar da fildişlerinin bir kısmını bu bölgeden temin ediyorlardı. Gana, Liberya ve Fildişi Sahili bölgesinden bildirilen büyük fil popülasyonlarının da bu dönemde azaldığı tahmin ediliyor. Gambiya, Luanda ve Kongo gibi kıyı boyunca veya iç bölgelerde daha güneydeki bölgeler, on dokuzuncu yüzyılda ticareti sağlamaya devam etti. Yüzyılın sonuna doğru, Belçika Kongosu'ndan çıkan fildişi hacmi, yılda 352 tonla (1888-1909 arasında) özellikle büyüktü. Bu, o dönemde Afrika'nın toplam ihracatının yaklaşık yarısını temsil ediyordu. Bu fildişinin bir kısmı, 1899 yılındaki ortalama diş ağırlığının 30 kg olan büyük fillerden geliyordu. Bununla karşılaştırıldığında Alman Kamerun’undan "genç fillerden" çok daha küçük dişler ihraç ediyordu. Spinage, 1889 ile 1950 yılları arasında Belçika Kongosu'nda bu fildişi hacimlerini sağlamak için yaklaşık 550.000 filin öldürüldüğünü tahmin etmektedir.

Doğu Afrika ticareti de on altıncı yüzyıldan Arapların eline geçtiği on dokuzuncu yüzyıla kadar Portekizlilerin hâkimiyetindeydi. Mombasa, Kilwa, Sofala, Beira ve Delagoa Körfezi gibi kıyı boyunca uzanan birçok liman, malzemeleri Avrupa'ya yönlendiriyordu. Portekizlilerin ihtiyacını karşılayan Kilwa gibi bazıları on altıncı yüzyılın başlarında kurudu; İngilizlerin himaye ettiği Selago Körfezi, 1680'de ticareti durdurdu, bu da iç bölgedeki fil popülasyonlarında azalma anlamına geliyordu. Yüz yıl sonra Kilwa'daki ticaret, Yaoland'la bağlantılarla yeniden canlandı. On sekizinci yüzyılın ortalarına gelindiğinde Mozambik, yaklaşık %65-70'i Yao'dan gelen yıllık 150-180 ton ciroyla fildişi ticaretinin önde gelen merkezi haline gelmişti. 1759-1761 ihracat rakamları, bu 3 yılda öldürülen fil sayısının toplamda 11.500 ile bu sayının iki katı arasında olduğunu göstermektedir. Yao, Marawi ve Lenje kabilelerinin Luangwa Nehri'nin alt ve orta kısımlarında fil avlamasıyla ticaret gelişmeye devam etti.

On dokuzuncu yüzyılın başlarında Doğu Afrika fildişi ticareti kıyı boyunca daha kuzeye, Mombasa ve Zanzibar gibi limanlara kaydı. Bu fildişinin bir kısmı, Büyük Britanya veya Çin'e giderken Hindistan'ın batı kıyısındaki limanlara gönderiliyordu. Wakamba ve Masai, fildişini doğu Afrika'daki topraklarından sağlayan iki kabileydi. Doğu Afrika'dan yapılan fildişi ticareti 1830-1856 yılları arasında zirveye ulaşmış gibi görünüyordu. 1849'da Zanzibar, yarısı Hindistan'a olmak üzere 297 ton ihraç etti. Bombay'da (şimdi Mumbai) kaydedilen ortalama diş ağırlıkları, bunlar için yaklaşık 19.000 filin öldürüldüğünü göstermektedir. 1856'da Doğu Afrika'dan yapılan toplam ihracatın 385 ton olduğu tahmin ediliyordu. Bu fildişinin dikkate değer bir özelliği, ortalama diş ağırlıklarıydı; 45 kg ağırlığındaki dişler “yaygındı” ve 80 kg ağırlığındaki dişler "o kadar da nadir değildi." Açıkçası avcılık, Afrika'nın muhteşem boğa fillerine, belki de sonuncusuna kadar zarar vermişti.

1856-1857 yılları arasında fildişi fiyatlarında yaşanan keskin artış, Arap tüccarların bölgeye akın etmesine neden oldu. Çok geçmeden çok sayıda ateşli silah Doğu Afrika'ya girdi ve fildişi avını daha da alevlendirdi. Zanzibar 1889 yılında 222 ton ihracat yapmış ve bunu yüzyılın sonuna kadar yıllık ortalama 180 tonla sürdürmüştür. 1893-1894 yılları arasında ihraç edilen 40.990 dişin ağırlığı 351 tondu. Böylece her yıl en az 10.000 fil bölgenin ticaretine katkıda bulunuyordu ve bunların çoğu muhtemelen avlanmıştı.

Zanzibar'dan daha az önemli birkaç merkez fildişi ticareti yapıyordu. Tanganyika'daki Taroba, Wanyamwezi kabilesi tarafından sağlanan fildişlerin ticaretinin yapıldığı merkezlerden biriydi. Yerel ölçekte, doğu Afrika'da fil sürülerinin azalması nedeniyle kaynaklar tükendi.

Kuzey Afrika'nın, özellikle Sudan'ın ve kuzeybatı Uganda'nın sömürülmesi de on dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren devam ediyordu. Bu fildişi büyük ölçüde Hartum'a aktarılıyordu. 1853'ten 1879'a kadar Hartum'dan tek bir alıcıya yıllık ortalama 148 ton ihraç edildi; bu miktarlar 1888'de 42 tona, 1905'te ise 20 tona düştü. Bunyoro'nun (Uganda'da) genç hükümdarı, 1872'de kaşif Samuel Baker'ın teşvik etmeye çalıştığı fildişinin serbest ticaretini yasaklayan ve ihlal edenlere ölüm cezası getiren bir yasak getirdi.

1900 yılında iki gezgin, Grogan ve Sharpe şöyle yazmıştı: "Afrika'nın büyük bölümünde fil artık geçmişte kaldı; ortadan kaybolma oranları ise dehşet verici.” Tamamen doğru olmasa da bu, yirminci yüzyılın girişinde filin Afrika'nın büyük bölümünde, özellikle de savanlardaki durumunun acı bir ifadesiydi.


Fildişi için yapılan katliamın Afrika fil popülasyonlarına yönelik tehdidin farkında olan bazı sömürgeci güçler, ticareti düzenlemek için yasalar çıkardı. Güney Afrika, 1822 gibi erken bir tarihten itibaren ticareti düzenlemeye çalıştı. Alman Doğu Afrikası, 1896'da 6,4 kg'dan daha hafif dişlere sahip olmayı yasa dışı hale getiren düzenlemeler getirdi. Ertesi yıl, Uganda ve Doğu Afrika Koruma Bölgesi, inek fillerinin öldürülmesini ve ağırlığı 4,6 kg'ın altında olan dişlerin bulundurulmasını yasakladı. Köle ticaretinin çöküşü, I. ve II. Dünya Savaşları sırasında fildişi fiyatlarında ve fildişine olan talepte yaşanan düşüş ve muhtemelen fillerin yerini tespit etmek için gereken daha fazla çaba ile birleşen bu önlemler, doğu ve orta bölgelerin çoğunda nüfusların toparlanmasına yardımcı oldu. Ancak Batı Afrika filleri, parçalanmış arazilerde küçük popülasyonlar halinde yaşamaya mahkum edildi.

Yerel ölçekte bakıldığında, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda fildişi arayışı sırasında pek çok fil popülasyonunun yok olana kadar avlandığına şüphe yoktur. Dişleri için avlanan filler, sömürgeciliğin pek dile getirilmeyen mağdurlarıdır.

#Afrika #Hindistan #Fildişi #Sömürü #Kaçakçılık
0
0
0
Kaynakça

Ecology Center, “History of the ivory trade with special reference to Africa”, Erişim Tarihi: 25 Kasım 2023, https://www.ecologycenter.us/elephant-populations/history-of-the-ivory-trade-with-special-reference-to-africa.html 

Pliny the Elder. “Natural History”, Erişim Tarihi: 25 Kasım 2023. https://www.perseus.tufts.edu/hopper/text?doc=Plin.+Nat.+toc 

St. Aubyn, G., “The Ivory Trade: Its History and Its Future”, London: Routledge, 1987. 

Warmington, E. H., “The Commerce Between the Roman Empire and India,” Cambridge: Cambridge University Press, 1928.


BENZER MAKALE
Öğretmen Değil Rehber

Öğretmen Değil Rehber

Çoğu zaman kendisine atfedilen kutsallıkla birlikte anılan öğretmenlik mesleğinin de bir tarihsel süreci...

Pelerinin Altındaki Hançer: Sicarii Suikast Örgütü

Pelerinin Altındaki Hançer: Sicarii Suikast Örgütü

Sicarii olarak tanımlanan grup adını suikast faaliyetlerinde kullanılan hançerden almaktadır. Kısa ve kıvrımlı olan...

Birlik ve Konfederasyon Mücadelesi: Amerika iç Savaşı

Birlik ve Konfederasyon Mücadelesi: Amerika iç Savaşı

Amerikan İç Savaşı, ekonomileri tarıma dayalı olan ve köleleri iş gücü olarak kullanan Güney...

Son İsrail-Arap Savaşı: Yom-Kippur Muharebesi

Son İsrail-Arap Savaşı: Yom-Kippur Muharebesi

Suriye ve Mısır önderliğinde Arap Devletleri 1973 yılının 6 Ekim’ine denk gelen Ramazan ayının onuncu gününde,...

Vaat Edilmiş Topraklar Efsanesi ve Siyonizm

Vaat Edilmiş Topraklar Efsanesi ve Siyonizm

Vaat Edilmiş Topraklar (Arz-ı Mev’ud), Tanrı'nın Hz. İbrahim'e ve onun soyundan gelenlere verdiğine inanılan...

Naziler ve Siyonist Ortakları

Naziler ve Siyonist Ortakları

Hitler'e karşı savaş başladığında neredeyse tüm Yahudi örgütleri müttefiklerle güçlerini...

İsrail’i Kuran Terörist Örgütler: Haganah, Irgun ve Lehi

İsrail’i Kuran Terörist Örgütler: Haganah, Irgun ve Lehi

Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren İsrail'in kuruluş süreci de katliamlarla doludur. İsrail'in...

Protestanlık Uğruna Bir Savaş: 30 Yıl Savaşı

Protestanlık Uğruna Bir Savaş: 30 Yıl Savaşı

30 yıl savaşları 1618-1648 yılları arasında Almanya merkezli gerçekleşen ama bütün Avrupa’yı içine...

Üç Kralın Savaşı: Vadisseyl Muharebesi

Üç Kralın Savaşı: Vadisseyl Muharebesi

1578 yılında Portekiz Kralı, Muhammed El Mütevekkil’e destek vermek amacıyla ordusuyla Fas’a çıkarma...

Şekerin Acı Tarihi

Şekerin Acı Tarihi

Günümüzde neredeyse her alanda kullandığımız bir ürün olan şeker, Hindistan'dan başlayarak...

ANASAYFA
RASTGELE
KATEGORİLER
POPÜLER
EN YENİLER