Konya Bilim Merkezi İlimge

John Rawls ve Adalet Teorisi

 Meryem Sena Yılmaz
 5 dk  120

Dünyada yaşayan bazı insanlar multi-milyarderken bazıları ise yiyecek ve ilaç alamayacak kadar fakir oldukları için ölmektedirler. Pek çok ülkede insanlar cinsiyetleri, dinleri, ırkları veya diğer faktörler nedeniyle birçok haklarından mahrum bırakılırken, bazı ülkelerin vatandaşları bu haklardan sonuna kadar yararlanmaktadır. Pek çok toplumda bireylerin gelecekteki gelirlerini veya üniversiteye gidip gitmeyeceklerini belirleyen şey ebeveynlerinin geliridir.

Birçoklarına göre bu gerçekler adaletsiz görünmektedir. Kimisi ise bu gerçeklerin üzücü olsa da adaletle ilgili meseleler olmadığını düşünmektedir. Başarılı bir adalet teorisi, açık adaletsizliklerin neden adaletsiz olduğunu açıklamalı ve mevcut anlaşmazlıkları çözmemize yardımcı olmalıdır. John Rawls (1921-2002), adil bir toplumu tanımlamaya çalışan, A Theory of Justice (1971) adlı eseriyle tanınan Harvardlı bir filozoftu. Adaletle ilgili hemen hemen her çağdaş bilimsel tartışma, bu kitaba atıfta bulunur.


İnsanlar genellikle nasıl yaşamaları gerektiği konusunda fikir ayrılığına düşerler. Bu yüzden toplumu, o toplumun makul üyelerinin kabul edebileceği şekilde yapılandırmamız gerekir. Vatandaşlar temel kurallar üzerinde kolektif olarak anlaşmaya varmaya çalışabilirler. Her ayrıntıya karar vermemize gerek yoktur: Yalnızca toplumun 'temel yapısını' oluşturan hukuk sistemi ve ekonomi gibi büyük siyasi ve sosyal kurumlarla ilgili kurallar konusunda ortak kararlara varmak zorundayız.

Toplumun temel yapısına ilişkin “toplum sözleşmesi” oldukça makul bir idealdir. Ancak bazı insanlar diğerlerinden daha güçlüdür; bazıları daha zengindir, bazıları ise toplumsal çoğunluğun küçük bir parçasıdır. Eğer güçlü insanlar, Rawls'un ifade ettiği gibi, ahlaki açıdan keyfi nitelikler nedeniyle müzakerelere hükmedebiliyorsa bu yanlıştır. İnsanlar bu avantajları kazanmamışlardır, bunları şans eseri elde etmektedirler. Bir kimsenin bu kazanılmamış avantajları kendi çıkarları için kullanması haksızlıktır ve birçok adaletsizliğin kaynağıdır. Bu, Rawls'un adaleti 'hakkaniyet olarak' kavramamız gerektiği yönündeki temel iddiasına ilham veren şeydir. Rawls, adaleti tanımlamak için iki önemli kavram geliştirir: Orijinal konum ve Cehalet perdesi.

Orijinal konum varsayımsal bir ilk durumdur: Rawls, adil koşullar altında insanların hangi sosyal kuralları ve kurumları kabul edeceğini sorar. Burada şans eseri avantajlı olup olmadıklarını kimse bilmez. Adalet, toplumun temel yapısını seçen insanların (müzakereciler) ahlaki açıdan keyfi özelliklerinin kendilerinden gizlendiği hayali bir araç olan cehalet perdesi aracılığıyla elde edilir. Bu özellikler hakkında hiçbir bilgileri olmadığından, verdikleri hiçbir karar kendi lehlerine çıkmayacaktır.

Ancak müzakereciler her konuda bilgisiz değildir. Kendi çıkarlarını düşünürler, yani Rawls'un birincil mallar olarak adlandırdığı şeylerden (ideal yaşamımız nasıl olursa olsun istediğimiz şeylerden) mümkün olduğunca fazlasını isterler. Aynı zamanda asgari bir 'adalet duygusu' ile de motive edilirler: Adil görünen kurallara başkaları da uyuyorsa onlar da uyacaklardır.

Rawls, adil bir toplumun, başlangıçta herkesin kabul edeceği kurallara uyacağını düşünmektedir. İnsanlar, cehalet perdesi arkasında düşündükleri için kendi kişisel durumlarını, hatta iyi hayata bakış açılarını bilemezler. Bu, onaylayacakları sonuçları etkiler. Örneğin, müzakerecilerin yalnızca Hıristiyanların mülkiyet haklarına sahip olduğu bir toplumu kabul etmeleri mantıksız olacaktır, çünkü perde 'kaldırıldığında' Hıristiyan olmadıkları ortaya çıkarsa, bu durum yaşam beklentilerini olumsuz yönde etkiler. Benzer şekilde müzakereciler muhtemelen ırkçı, cinsiyetçi veya diğer adil olmayan ayrımcı uygulamalara sahip bir toplumu seçmeyeceklerdir çünkü perdenin ötesinde bu politikaların yanlış tarafında yer alma ihtimalleri bulunmaktadır.

Bu, Rawls'un ilk adalet ilkesini doğurmaktadır: Tüm insanlar, diğer herkesin aynı düzeyde özgürlüğe sahip olmasıyla tutarlı olduğu kadar özgürlük konusunda eşit hak iddiasına sahiptir.


Rawls ayrıca, bilgisizlikleri olasılıklara ilişkin bilgisizlikleri de içerdiğinden, müzakerecilerin son derece ihtiyatlı olacaklarını ve onun "maksimize etme" ilkesi olarak adlandırdığı şeyi uygulayacaklarını iddia etmektedir: Sonunda olabilecekleri en kötü durumun mümkün olan en iyi durum olmasını sağlamayı hedefleyeceklerdir. Kendimizi müzakereci olarak hayal edersek, temel mallarda tam eşitlik fikri bizi cezbedebilir. Bu, en azından kimsenin keyfi nedenlerden dolayı sizden daha iyi durumda olmayacağını garanti eder. Ancak bazı eşitsizlikler yararlı olabilir: Daha fazla kazanma olasılığı insanları daha fazla çalışmaya teşvik edebilir, ekonomiyi büyütebilir ve böylece mevcut toplam servet miktarını artırabilir.

Rawls'un toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri ele alan ikinci ilkesinin de açıkça ortaya koyduğu gibi bu, kapitalizmin içtenlikle onaylanması değildir. İkinci prensibin iki kısmı vardır: Birincisi, orijinal konumdaki insanlar, daha fazla maaş veren işlerin (yöneticilik bunlardan biridir) ancak adaletli bir şekilde dağıtılması durumunda eşitsizliklere tolerans göstereceklerdir. Bu bize adil fırsat eşitliği idealini verir: Eşitsizliklere yalnızca eşit derecede yetenekli kişilerin eşit fırsatlara sahip olduğu işler nedeniyle ortaya çıkması durumunda izin verilmektedir. Bu, örneğin gençlerin kabaca eşit eğitim fırsatlarına sahip olmasını gerektirir; aksi takdirde yetenekli bir birey, gerek kendi yetenekleri gerekse dünya hakkında temel bilgi eksikliği nedeniyle geri planda kalabilir.

İkincisi, akıl yürütmeleri 'maksimize etme' ilkesine göre yönlendirildiğinden, müzakereciler yalnızca en kötü durumda olanların yararına olan eşitsizliklere tolerans göstereceklerdir: Bildikleri kadarıyla en kötü durumda olabilecekleri için en kötü durumun kalitesini en üst düzeye çıkarma isteği duyacaklardır. Buna fark ilkesi denmektedir.

Bu ilkeler, çatıştıkları takdirde bize ne yapacağımızı söyleyen bir düzene sahiptir: Eşit özgürlük en önemlisidir, sonra adil fırsat ve son olarak fark ilkesi.

#John Rawls #Adalet Teorisi #Adil Toplum
0
0
0
Kaynakça

Bağder, Müfit Mert, “John Rawls'un Adalet Düşüncesinin Oluşum Şartları Üzerine”, Felsefe Arkivi, 53, 105-121, 2020.

Çelik, Raşit, “John Rawls’un Siyasal Liberalizmi ve Hoşgörü Üzerine”, Kaygı Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 27, 183-200, 2016.

Erdağ, Ramazan, “John Rawls’un Mükemmel Toplum Düşüncesi: Eleştirel Bir Bakış”, Kastamonu Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2 (2), 35-41, 2013.

Kanatlı, Mehmet, “Rawlsian Theory Of Justice As Fairness: A Marxist Critique”, Hitit University Journal of Social Sciences Institute, 8 (1), 301-318, 2015.

Rawls, John, “Bir Adalet Teorisi”, çev. Vedat Ahsen Coşar, Phoenix Yayınevi, 2021.

BENZER MAKALE
Simgesel Etkileşimcilik ve Toplumsal Benlik

Simgesel Etkileşimcilik ve Toplumsal Benlik

Toplum düzeyinde “şey”lere yani yaşam döngüsünde karşımıza çıkan nesnelere anlam...

Çatışma Kuramı ve Eşitsizlikler Arenası Toplum

Çatışma Kuramı ve Eşitsizlikler Arenası Toplum

Bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu aktif yapı toplum olarak tanımlanır. Bu sosyal yapı birtakım dinamikler ile bir...

Konyalı Hıristiyanlar ve Marunilik

Konyalı Hıristiyanlar ve Marunilik

Maruni cemaatinin kurucusu Aziz Marun’dur. 4. yüzyılın ortalarında Suriye'de doğan Marun, davet çalışmalarıyla...

D’Hondt Sistemi

D’Hondt Sistemi

D'Hondt sistemi, seçimlerde kullanılan seçim yöntemlerinden biridir. Bu sistem, birçok ülkede,...

Etruria Bölge Halkı: Etrüskler

Etruria Bölge Halkı: Etrüskler

Etrüskler, M.Ö. 9. yüzyılda Tiren Denizi'nin kuzeyindeki Etruria bölgesinde, bugünkü...

Kültür Endüstrisi: Kültürel Üretim ve Tüketimin Yeni Yüzü

Kültür Endüstrisi: Kültürel Üretim ve Tüketimin Yeni Yüzü

Kültür endüstrisi, sanat, edebiyat, film, müzik, yayıncılık, tiyatro gibi alanlarda üretilen ve...

Kültürel Eleştiri ve Toplumsal Dönüşümün Kaynağı: Frankfurt Okulu

Kültürel Eleştiri ve Toplumsal Dönüşümün Kaynağı: Frankfurt Okulu

Frankfurt Okulu'nun kökenleri, 1923 yılında Frankfurt Üniversitesi'nde Max Horkheimer önderliğinde...

Biz ve Onlar: Toplumsal Kimlik Kuramı

Biz ve Onlar: Toplumsal Kimlik Kuramı

Herkesin tuttuğu bir takım, desteklediği bir ideolojik grup veya benzeri bir oluşum vardır. Peki kendinizi bu oluşumlarla...

Planlanmış Davranış Teorisi

Planlanmış Davranış Teorisi

Birey davranışları uzunca zamandır çözmeye ya da anlamlandırmaya çalıştığımız bir olgudur. Toplumu doğru...

Gösterişçi Tüketim

Gösterişçi Tüketim

Kişinin çevresine statüsünü göstermek veya satın aldıklarıyla itibar kazanmak amacıyla yaptığı...

ANASAYFA
RASTGELE
KATEGORİLER
POPÜLER
EN YENİLER